• Instagram
  • Facebook Sosyal Simge
  • Twitter

Tüm hakları saklıdır. © 2011-2020 Tûba İmik Bütüncül Tasarım

Tatil Vesilesiyle Genel Bir Bakış, Yunanistan feat. Türkiye

Halk olarak bir kaç alışkanlığımız var önce onları dönüştürme dileği ile başlayayım;


1- Gösteriş Düşkünlüğü ( bknz. bankalara borçlanıp son model arabalara binme, marka kıyafetler giyme, popüler yerlerde gezip fotoğraflar paylaşma, gittiği mekanda locada değilse kendini ezik hissetme ve o locayı kapmak için türlü kişileri araya sokma, o locaya oturma o şampanyayı patlatma düşkünlüğü ve nicesi… )


2- Sorumluluktan Kaçma Güdüsü ( bknz. başına gelenler için hep başkalarını suçlama, kendini masum bir kurban olarak görme ve öyle göstermek için türlü akrobatik taklalar atma güdüsü ve nicesi… )


3- Kulaktan Dolma Bilgi ile Bir Konu Hakkında Konunun Uzmanı Edalarında Ahkam Kesme Takıntısı (bknz. bir kitaptan 20 sayfa okuyup tamamını okumuş gibi takılma, araştırma yapmama, merakı gıybet masası mezesi olarak kullanma, bilmiyorum demekten korkma, kaçma, bilmeme durumunun doğallığı ile yüzleşmeme takıntısı ve nicesi… )


Bu liste biraz daha uzun aslında ama şimdilik Yunanistan ile Türkiye’de tatilin farklarını daha genel bir ölçekten değerlendirmek için yeterli sanıyorum.


Son 4 yıldır yaz tatillerimi hep Yunan Adaları’nda geçirdim. Araya İspanya’ya da uğradım ama genel Yunan Adaları. Peki neden?


Yunanistan’da yaşadığım 2 olayı paylaşacağım (onlarcası var bu arada :) ), orayı neden tercih ettiğimi fazlasıyla açıklayacağını düşünüyorum;


1- Geçen hafta, Halkidiki’de Sani Beach Club’a gidiyoruz. Eğer kalmak isterseniz geceliğine 736 euro ödeyeceğiniz ve en az 5 günlük rezervasyon kabul eden bir tesis. Her şey çok sade ama çok şık ve kaliteli. Denizden çıkan insanların sürekliği girdiği tuvalette yerde bir damla su bulamıyorsunuz derecesinde temiz ve bakımlı. Tesisin plajını (plajda müzik yok) hem tesiste konaklayanlar hem de dışarıdan gelenler kullanabiliyor. Normal plajda şezlonga 2,5-3 euro öderken orada 5 euro ödüyorsunuz. Başka yerde 5 euro olan Yunan Salatası orada 10 euro, bira başka yerde 3, orada 5 euro gibi bir fiyat farkı söz konusu, uçurumlar yok velhasıl. Aldığınız hizmet son derece üst seviye ve özenli (bunu şimdiye kadar gittiğim hemen her mekanında tecrübe ettim Yunanistan’ın.). ‘Herkes bu kadar mı içten gülücüklerle işini yapar yareppimm’ dedim durdum. Bu öyle zorla olacak bir şey değil, ben işlerini sevdikleri ve ciddiye aldıkları çıkarımını yapıyorum. Sani Beach’in plajında güneşlenirken bir görevli yanınıza yaklaşıp ‘Güneş gözlüğünüzü temizleyebilir miyim?’ diyor (öyle detaylı bir hizmet :D), kendinizi prenses sanıyorsunuz filan. :) İçinizden bir ses ‘ama ama sadece 5 euro verdim, vay beh’ diyor. Çipil çipil gözlerle ve şaşkınlıkla gözlüğünüzü uzatıyorsunuz, temizleniyor, takınca gözünüze hayatın anlamını çözmüyorsunuz elbet ama tatlı bir şükran hissi ve gülümseme. Bu meselden benim yaptığım çıkarım ekonomik farklılıklar insanların benzer deneyimleri yaşamasına engel değil oralarda, farklı ekonomik gelire sahip insanlar yan yana olmaktan rahatsızlık duymuyor ve birlikte kardeş kardeş yaşıyor. 


2- Bu defa paylaşacağım anı 2 sene önce Samos’tan. İki kadın feribottan iniyoruz ve bir taksiye biniyoruz otelimize gitmek üzere. Taksi şoförü şıkır şıkır İngilizce konuşuyor, adresi söylüyoruz ve çıkıyoruz yola. Bir yere geldiğimizde şoför şöyle bir açıklama yapıyor ‘arkadaşlar oteliniz karşımızdaki sokakta ancak burası ters yön olduğu için giremiyorum kusura bakmayın, sokağın arka tarafına dolanıp girmek zorundayım’ biz bu açıklama karşısında duygulanmış ve dolu dolu çipil gözlerle arkadaşımla birbirimize bakıyoruz. Yine baskın his şükran ve suratta da ifadesi olan gülümseme. Çıkarımım o ki insanlar dürüst, eğitimli ve paylaşımcı. 


Elbette bu iki olay genelleme yapmak için yeterli kaynak teşkil etmiyor ama 4 yıldır yaşadığım türlü deneyimleri düşündüğümde gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki ben Yunan ellerine gittiğimde kendimi son derece güvende hissediyorum ve huzur içinde dinlenebiliyorum, hem şimdiye kadar gittiğim her yerde çok dostane bir yaklaşımla karşılaştığımdan, hem hemen her yerde fiyatlar ve kalite belli standarta sahip olduğundan, hem de plajlarda bangır müzik olmadığından ötürü. 


Türkiye’de sahilleri açısından son derece zengin bir ülke, dolayısıyla her gelir düzeyinden insanın eğer deniz kenarında vakit geçirmek istiyorsa seçeneği var şükürler olsun ama bir yer popüler olmayıversin işte orada yozlaşma ve hunharca tüketim başlıyor. Yerel yönetimlerin vizyon içeren bir planlama ile gelişim sürecini yürütmemesi problemin en büyük kaynaklarından biri bence (halk olarak vizyon ile hayatlarımızı yaşamadığımızın bir kurum özelinde dışavurumu, bizim yansımamız velhasıl). Bir mekan popülerleşiyor, kiralar artıyor, insanlar yatırım yapıyor, kısa sürede gelir elde etmek ve masraflarını çıkartmak için uçuk rakamlar etrafta dolaşıyor ve içeriğini sorgulamaksızın bu rakamları verebilenler kalite-fiyat dengesini pek de gözetmeksizin rağbet ediyor ve bir süre sonra sırf gösteriş merakımızdan mütevellit o rakamlara oralarda tatil yapmaya gücü yetmeyecek kesim dahi kimi zaman borç ile oralara gidip fotoğraflarını paylaşıyor, bu esnada ekonomik geliri yüksek kesim diğerlerinin onların alanına ulaşmış olmasından huzursuz alternatif rotalar çizmeye başlıyor, esnafı memnun eden tüketici kesimi azalınca esnaf zarara geçiyor, hizmet kalitesi düşüyor, mekan popülerliğini yitiriyor, vs. vs… bu konu başlı başına büyük ve dediğim gibi sadece tatil beldeleri ya da tatil yapış şeklimizle ilgili değil, gündelik hayatımızda çözmemiz gereken konular ile ilgili, ancak o zaman bunun etkileri tatil alışkanlıklarımız ve tatil beledelerinde nasıl hizmet aldığımızı dönüştürecektir.


Türkiye’deki tatil beldelerini ve oralardaki turizmcilik şeklini topyekün tu kakalamak yerine (sistemin belediyeceilikten itibaren kökten revize edilmesi gerektiği vb. konuları bir kenara bırakarak) biraz araştırma ile bu mekanlardan keyif almanın mümkün olduğunu da düşünüyorum. Misal son günlerde hakkında çok yazılıp çizilen mekan Alaçatı’ya tatile gidip, köyün deniz kenarında olmadığını bilmeyen bir sürü insan var. E bir yere sırf televizyonda görüpte gitmemek, bir bakmak, hakkında bilgi edinmek fena olmaz değil mi? Misal Alaçatı benim için sezonda tahammül edebileceğim bir yer değil şayet dinlenmeye gittiysem ama bahar dönemlerinde son derece huzurlu, keyifli ve tercih ettiğim, çok da tavsiye ettiğim bir mekan. Şuan ne yazık ki pek kalmamış olsa da yerel halk ile de temasa geçebileceğiniz, daha gerçekçi bir şekilde köyü yaşayabileceğiniz bir Alaçatı deneyimi mümkün velhasıl. Fiyatlar konusuna gelince, kiraların çılgınlığını bildiğim için işletmeciler buna nasıl çözüm üretir bilemiyorum. İşleri gerçekten zor ama bu demek değil ki bizler garip rakamlara standart dışı bir hizmet ile karşılaşmak zorundayız. Burada biz tüketiciye de rol düşüyor, birey olarak hepimize dürüstlük, sorumluluk alma ve birlik bilinci.. Onları suçlamak çok kolay ama başetmek zorunda kaldıkları zorlukları aşmaları için bizim de elimizi taşın altına koymamız gerekiyor, en azından kendi algımızı dönüştürsek bu bile bir fayda. Misal Alaçatı merkezde 12’den sonra iş yapan ve yüksek sesle müzik yapan mekana ruhsat verilip, ertesi yıl 12’de müziği kapatacaksın dendiğinde bu o işletmecinin çözüm üretmek zorunda kaldığı bir durum oluyor ve kimsenin de bundan haberi bile olmuyor. Halbuki durum baştan hatalı, otellerin yanıbaşında geç saatte yüksek sesle müzik yapan mekana neden ruhsat verilir ki, neden bir zonlama çalışması yapılmaz, neden şehir plancıları ve mimarlar bir bu konuda çalıştırılmaz ve uzun soluklu, herkesin durumdan verim aldığı, sağlıklı gelişen bir turizm beldesi yaratılmaz? Belediyenin görevi değil midir bu? Sonra da ayakta kalmak ve anı kurtarmak için çabalayıp duran işletmeciler, mutsuz müşteriler, bla bla bla…


İşleri sürece bırakmayı bırakıp, planlama yapmamız şart velhasıl. Ayh çok uzattım. Araştırın velhasıl anacım. Paylaşıma başladığım 3 maddenin sonuçları yazının içinde apaçık ve gizli :) Selametle..


11.07.16

0 görüntüleme