Evet | Hayır

Hayatta ne çok kullandığımız iki kelime..

İki kelime görüntüsünde hayatta verdiğimiz kararların, nam-ı diğer tercihlerin sözle ya da bedenle ifade buluş yolu…

Peki ‘evet | hayır’ larımızın ne kadarı içimizin rehberliğinde, ne kadarı öğretilmiş?

İki gün önce bir arkadaşımla telefonda konuşuyordum, ‘hayır’ dediğim bir konudan konuştuk, tebrik etti beni istemediğim o şey hakkında ‘hayır’ diyebilmiş olduğum için. O an durumun garipliğinin çok da farkına varamadım açıkçası ama ertesi gün uyanıp sabah yogası ve nefes seansı ardından kendime daha yaklaştığım zamanlarda birden o konuşma geldi aklıma.

Bir insan istemediğim bir şeye ‘hayır’ dediğim için beni tebrik ediyordu, bende kendimi tebrik etmiştim üstelik o konuşmada, ona da teşekkür etmiştim bunun farkına varmamı sağladığı için, ona da dönmüştü kamera ve o da istemediği şeylere ‘hayır’ demeyi istediğini, bunun için çabaladığını yol da kat ettiğini paylaşmıştı.

Ne kadar masum görünen bir konuşma. Evet, konuşmayı gerçekleştiren iki insan kendini içinden geldiği gibi ifade etmeye ihtiyaç duyan ve bunu arkadaşı ile paylaşan, evet masumlar ama konunun içeriği tüyler ürpertici.

Üzerinde daha derinlemesine düşünmeye başlayınca fark ettim ki ‘evet | hayır’ larımızın samimiyeti kadar samimi bir hayat yaşıyoruz aslında. En temel karar mekanizması ve hayatın her anı bir şeylere ‘evet’, bir şeylere ‘hayır’ demekle ya da söze gerek yok o kararlar ile verdiğimiz eylemler ile geçiyor.

‘Evet | hayır’ larımızın öğretilmiş olması, bunun bütün hayata yayılmış olması öyle çok yönlü bir mekanizma ki. Bir kere öğretilmişlikler ona ‘evet’, buna ‘hayır’, ‘aaaa çok ayıp hayır denir mi hiç’ler, ‘evet desene çocuğum’lar… Liste uzun. Çok erken başlıyoruz bu konuda güdülmeye, çook çook erken. Ve o minik kocaman yürekler neye ‘evet’ neye ‘hayır’ deneceğinin öğretilmesine önce direniyor. Yere atıyoruz kendimizi, tekmeler atıyoruz etrafa o bize dayatılan ama uymayan kalıba girmemek için. Ama ‘aaaa tekme atılır mı hiç’ler, ‘bana bak susmazsan seni gezmeye götürmem’ler, ‘bunu kabul etmezsen seni kimse sevmez’ler ve nicesi… (listeyi uzatın herkes onlarcasını bir çırpıda ekleyecektir şüphesiz) Yalnız kalma, sevilmeme, toplumda yer bulamama, ayrıksı otu olma korkusu ile kocaman yüreğimizi bize uygun görülen kalıba sıkıştırmaya çabalamaya başlıyoruz, e yanıyor canımız elbet, koca okyanus bir bardağa sığar mı ama sevilmemek, o riski almak cesaret işi, saf çocuk kalbi sistem denen mekanizmayı çözüp nasıl ona karşı dursun, güveniyor hem çevresine, ebeveynlerine uydurmaya çalışıyor kendini her an, can hıraş…

Sonuç; kendimize ait olmayan ‘evet | hayır’lar ile dolu bir yaşam. Yani görünüşte bizim ama bize ait olmayan, üstümüze uymayan bir elbise gibi giydiğimiz bir hayat. Sürekli bir rahatsızlık, sürekli orasını çek, burasını düzelt rahat etmeye çalış ama ı ıh olmaz, o elbise senin kalıbın değilse o iş olmaz. Bir diğer dışa vurumu hastalıklar, gergin kaslar, uyku problemleri, vb…

Elbiseyi kendi üstüne uydurmak ya da çıplak kalmak adına ne dersek diyelim işte ona soyunmak cesaret istiyor. Çünkü biz içimizden gelen sesi duymaya niyet ettikten itibaren buna yardım edecek kapılar, insanlar, durumlar hemen çıkmaya başlıyor karşımıza. Ve kararlar vermemiz gerekiyor kendi ‘evet | hayır’larımız ile. Kendi iç sesin ile karar vermek SORUMLULUK almak demek. Çünkü ‘evet | hayır’ların ödünçse hemen suçu başkasına atıp kurban rolüne sokabiliyorsun kendini, bu da pek alıştığımız pek de sevdiğimiz bir rol toplum olarak. Eskiden beri hayatında olan kimileri senin kendi ‘evet | hayır’larından haz etmeyip senden uzaklaşabilir, bu da o çocuklukta tam da bu kalıba girmene sebep olan terkedilme, yalnız kalma, sevilmeme korkusunu tetikleyebilir. Ama sınav bu ya, bu korkunun üstesinden gelince kendi olmaya başlıyor insan. Ve evet belki birileri gidiyor hayatımızdan (yolları açık, hayatları mucize dolu olsun) ama gitmeleri gerekiyor belki de bizi biz olarak kabul edebilecek başkalarına yer açılabilmesi için (hoşgelsinler, varlıklarına bin şükran).

Velhasıl ‘evet | hayır’ iki kelimeden ibaret gibi gelmiyor bana artık, gelip hayatımın merkezine oturdular ve dua ediyorum kendimi samimiyetle hem kendime hem de hayatımdaki her bir varlığa ifade edebilmeye.

Dilerim ‘evet | hayır’larımız bize ait, kalbimizin rehberliği ile aksın, hayatımızı geçişen değil, yaşanana dönüştürsün. Amin.

*Ben bu yazılarda hep kendimle konuşuyorum aslında, şahidim olun diye, belki benimle ortak halleri yaşanlar vardır diye sizlerle de paylaşıyorum.

24.12.15 | İstanbul

Fotoğraf: 28.07.13 | Alaçatı

  • Instagram
  • Facebook Sosyal Simge
  • Twitter

Tüm hakları saklıdır. © 2011-2020 Tûba İmik Bütüncül Tasarım