Mekân Orucu 02 - Salonlarımız Konusuna Devam Ediyoruz

Merhaba paylaşımımıza misafir odaları ile başlayalım. :)


Misafir odalı evlerin sayısı günümüzde oldukça azalmış olsa da içerdiği katmanlara dair biraz düşünmek algı açıcı olabilir diye düşünüyorum. Misafir odası derken, hani o evin en şık döşenmiş, genelde kişinin bütçesine göre en pahalı mobilya, aksesuar ve detaylarla bezeli bölümünü kast ediyorum.


Misafir odalı evlerde sık karşılaşılan bir durumdur o odanın kapısının kapalı tutulması, ve hatta odada yer alan koltuklarının üstlerinin bezle örtülü olması. Temizlik zamanları ve misafir geldiği zamanlar dışında kullanıma kapalı olması.


Burada iki noktaya dikkat çekmek isterim;

1- Evde bir mekân var, ev halkı tarafından kullanılmıyor ancak temizlenerek hem enerji hem de kaynak kullanıyor.

2- Sadece misafir geldiğinde açılıyor ve ev halkı, en çok parayı harcadığı mekânda (para=zaman ve emek gibi iki kutsal kaynak) vakit geçirmiyor.


Peki bu misafir odası âdeti bize biraz daha derinine bakmayı denersek neler söylüyor?


Ev halkı ancak başka bir eve misafirliğe gittiğinde mi bir misafir odasının keyfini sürmeyi hak ediyor?


Misafirler ev halkının normalde kullanmadığı bu alanda kendilerini gerçekten rahat ve evlerinde gibi hissedebiliyorlar mı?


Misafir odası ziyaretçilerine ev halkının hangi yüzünü sergiliyor? Bir yaşam alanı mı, bir sergileme mekânı mı?


Ev halkının olduğundan başka bir yaşam alanında görünmesi misafir edilenlerle samimi ilişkiyi destekler mi, yoksa aksi mi olur?


Ev halkının bu alanı kullanmasının önündeki engeller ne? Eşyalar mı eskir, ev halkı rahat mı edemez, bunca lüks ve şıkırtılı obje ‘ev/yuva’ ile pek örtüşmüyor mu yoksa?


Bu arada bana öyle geliyor ki misafir odalarındaki o kataloglardan çıkma oturma grupları, masa, sandalye takımları uzun vakit geçirmek için pek de rahat olanlardan değil. Peki o zaman neden varlar?


Kendi yaşadığımız alanda misafirlerimizi ağırlarsak ne olur?


Daha rahat, samimi sohbetlere, hareketlerde serbestiye ve misafirin de kendini evinde hissetmesine kapı açar mı? Geçen vakit şenlenir, ilişkilerin derinleşmesine, geçen vaktin kalitesinin artmasına destek olur mu?


Çocuklar sadece misafir geldiğinde kullanabildikleri bu alanda ipinden boşanmışçasına neler yapacağını şaşırmak yerine, doğal yaşamlarını sürdürmek için desteklenir mi? Kınamalar ve belki de azarlamalarda bir indirime kapı açar mı bu durum?


Ve çocukların özdeğer sahibi olmaları için destekleyici olur mu, ebeveynlerinin kendilerine ve dışarıya gösterdikleri yüzlerindeki (en azından mekânsal olarak) birlik, tamlık?


Dün evimiz bedenimizdir dedik, misafir odalı bir yaşam kişinin bedenle ilişkisi bağlamında hangi katmanlara açılabilir? Bize ne mesajları olabilir?


Misafir odalı evler ile ilgili soruları burada noktalayıp başka konulara bakmaya devam edelim.


Büyüklerimiz anlatırlar, ‘ah evladım eskiden televizyon yoktu, akşamları konu komşu toplanır sohbetler ederdik, hikayeler, masallar anlatırdık, sesi güzel olanlar türkü söylerdi, o akşamların tadı bir başkaydı’ diye.


Salon, yaşam alanı, oturma odası nasıl ifade etmeyi arzu ediyorsanız siz onu seçin ben bundan sonra salon diye ifade ediyor olayım, ve fakat yöreden yöreye ismi değişse de eskiden kullanılan ‘hayat’ sözcüğünün yerini bende başka bir şeyin tutamadığını da belirtmiş olayım. Söz ile eylemin birliğini çağrıştıyor ‘hayat’ bende, ismi bu çünkü hayat orada geçiyor. Neyse burası uzunca bir konu ben güncel evlerimiz üzerinden devam edeyim.


Salon deyince günümüzde aklımızda canlanan demirbaşlardan biri televizyon. Ve maalesef salonda geçen vaktimizde televizyon ile farkındalıklı ve sınırlarımız net bir yerden ilişki kurmazsak ilişkilerimizi domine ediyor olması da son derece olası. Şahsen ben akşamları bana ders çalıştırırken ebeveynlerim bir yandan televizyonun açık olmasına içten içe pek gücenirdim. Lise 2’den beri hayatımda televizyon yok, henüz hiç eksikliğini çekmedim.


Televizyon kullanmasın insanlar elbette demiyorum ama farkındalıklı kullanılmadığında cânım vaktimizin, bilinç altımızın, ilişkilerimizin, öz değer hissimizin üzerindeki hükmünü görmek beni üzüyor. Hele ki günümüzde pek çok televizyon kanalı objektiflikten uzak, kendi savunduğu fikirleri bize empoze etmeye çalışırken. Neyse hadi sorulara geçelim. :)


Eğer salonunda televizyon izlense de izlenmese de açık tutmayı tercih edenlerdenseniz Ramazan ayı boyunca, izlemek istediklerinizi belirleyip, sadece o saatlerde televizyonu açıp, geri kalan zamanda kapalı tutmayı denemek ister misiniz?


Televizyonda izlenecekleri seçerken mekânı paylaştığınız diğer kişilerle ortak bir liste oluşturmayı deneseniz?


Sizi merkezinizden uzaklaştıracak, ötekileştirmeye, ayrılığa düşürecek her türlü içeriği izlemeyi bile isteye bu ay bıraksanız?


Şayet ev halkından biri sizin hiç ilginizi çekmeyen bir şeyi izlemeyi çok istiyorsa bir deneseniz onunla izlemeyi ve belki ona sorular sormayı, neden bu konunun ilgisini çektiğini, izledikten sonra neler edindiğini? Reddetmek yerine bir iletişim ve algı kapıları açma egzersizi olarak değerlendirseniz?


Her akşam televizyonsuz bir zaman geçirmeyi bile isteye seçseniz ve ev halkı ile güdelik hayattan sohbet etseniz, sohbet edecek pek bir şey bulamıyorsanız bir kitaptan bir parça okuyup, üzerine fikir alış verişi yapsanız?


Veya evde şarkı söylemeyi seven, müzik enstrümanı çalan varsa ev halkı ile müziğini paylaşsa?


Atalarınızın anlattığı hikayeleri hatırlasanız, aile büyükleri varsa anlattırsanız geçmişi, hayatı nasıl yaşadıklarını, algıladıklarını, sevinçlerini, hüzünlerini? Siz de onlara anlatsanız hâlinizi? Belki yeni köprüler kurulsa ilişkilerde? Yeni tohumlar atılsa?


Salonunuzun alışageldiğiniz kullanımı yanında nelere alan olabileceğini hayal etseniz ve denemeler yapsanız hayalleriniz yönünde? İster fiziksel, ister alandaki ilişkilere dair veya bambaşka katmanlarda?


Salonunuzda kullanmadığınız veya sizi mutlu etmeyen, iyi hissettirmeyen parçaları ihtiyacı olan birilerine ulaştırmanın yollarını keşfetseniz?


Salonunuzda tamir bekleyen eşya, alet varsa onarmak üzere harekete geçseniz?


Nasıl olurdu?


Ben sizlerin daha fazla vaktini almak istemediğimden burada noktalıyorum ancak siz kendi ilhâm ışığınızın sizin için geçerli olacak soruları ve deneyimleri aydınlatması için kendinize bu vakti, hediyeyi verin dilerim.


Sevgimle 🌿


©Tûba İmik Saka 2021

Bu yazı ve yazıya ait görselin tamamı ya da parçalarının kopyalanması, kaynak göstermeksizin ve izinsiz paylaşılması, yazar isminin değiştirilmesi Telif Hakları Kanunu hükümlerince yasaktır. Aksi durumlarda yasal işlem uygulanır.